Ekol

10/09/2009

berber

1950’li yıllar. Büyük bir ilçe. Nüfusu yirmibin. Ortada iki katlı hantal hükümet konağı, yanında belediye, karşısında Şehir Kulübü, Halkevi ve sinema… Diğer tarafta Şehir Gazinosu… Çevresi çarşı. Yirmi caminin beşi, altısı çarşıda… İstasyon Caddesi ana cadde.. Sonunda Millet Bahçesi bulunuyor. Gazino, Halkevi, Millet Bahçesi, 1940’lı yılların hatırası; Sinema yeni…

Şehir gazinosu büyük bir parkın içinde. 500 metrekare kapalı alan, büyük bir sahne, irtifa 6 metre… Klasik kahve durumunda sahnede masa, sandalyeler… Tiyatro, sanat topluluğu, sihirbaz bilmem ne geldiğinde kısa sürede sahne ve salon düzenleniyor… Sahnenin yanında ocak, kasa gösterişli yerde, Mak Artur diye biri kasaya oturmuş, müstecir*; adının Muhsin olduğunu bilen az. Yerinden hiç kalkmıyor. Demirbaş… Gözleri kıpkırmızı.. Kağıt, tavla, domino şıkır şıkır, gürültü de ona göre. Çarşıya bakan kapısında küçük ampüllerle “Şehir Gazinosu” yazılı. İlk açıldığında balkan göçmeni bir vatandaşa verilmiş. Adam kız garson çalıştırmış. Park, gazino önü ve üç beş merdivenle inilen bahçe kısmından ibaret, klasik peysaj: Ortada büst, havuzlar, kenarda çim ve çiçekler, park girişinde büyük bir çınar ağacı…

Halk evi iki katlı, gösterişli bina, sıvanın düştüğü yerlerden kerpiçler görünüyor. Beylik Plan, dörtyüz metrekare kapalı alan var yok. Her şey düşünülmüş. Başında odacı İsmail ağa, yetkili, astığı astık. Kadı, kaymakam, başöğretmen ilgileniyor. Halk oyunları, enstürüman eğitimi, koro, müsamere, gençler girip çıkıyorlar…

Millet Bahçesi mahalle bitimi ve mezarlıktan sonra ortaokulun karşısından itibaren anayol boyunca sürüyor. Uzunca bir koru, çeşitli ağaçlar dikilmiş. Ana yola paralel servis yolu ve su arkı gidiyor. Vaktiyle işte piknik yeri, “Halk ne yaparsa yapsın” diye düşünülmüş. Vatandaş Hıdırellez dışında iltifat etmiyor.Kış ayları haricinde haylaz gençler cumartesi öğleden sonra, pazar günü buraya takılıyorlar o kadar.. Adı iyiye çıkmamış. Bir kısım dışlıyor, bir kısım çekiniyor…

Eğitim kaç okul varsa bir başöğretmen genellikle mevsiminde öğretmenler çocukları sokaktan topluyorlar. Kapı kapı dolaşılıyor. Kız çocukları görülmüyor. Her sınıfta ön sıra kız. O kadar… Orta okul tek; müdür öğrenci sayısı ikiyüz oldu diye seviniyor…

Caminin, çarşının, kahvenin eğitime katkısı sınırlı. Berberler etkin; kulübün, esnafın, zürranın berberleri ayrı. Kişisel gayretleri ile ekol oluşturanlar oluyor. İşte bunlardan birisi de Berber Hâdi… Ustası babası olsa da beşeri münasebetlerindeki başarısı sebebiyle şehrin berberleriyle içli dışlı. Ziyaret eder, hatır sorar, hizmetlerini görür, onları dikkatle takip eder, kendini yeniler… Askerliğini İstanbul’da yapar. Oradan epeyce bilgi ile döner. Türkiye’nin, İstanbul’un aktüalitesiyle gelir.

Yere göğe sığmaz. Canlı hareketli. Merkezde güzel bir dükkan açar. Dükkan yerinde, gençler çevresinde. Ayna, komidin, koltuklar asri, makina, makas, malzeme özenle seçilmiş belli; gösterişli havlu önlük, pırıl pırıl leğenler… Klasik berberler gibi yeni leğen dışarı asılıp reklam edilmiyor, müşteri için kullanılıyor. Herşeyden önemlisi kuşağını çevresinde toplaması, onların da heyecanla dükkana odaklanması.

Gece gündüz koltuklar dolu. Ücret aylık kart. Traştan sonra karttan bir kare kesiliveriyor.. Gece saat onbire, bekçilerin düdük çalmasına kadar traş ve memleket meseleleri, radyo programı, gazetelerin verdiği kitap, icracılar (çalgıcılar) ritim, makam, ilçe yetkilileri; dışarıdaki yetkili hemşehriler, nufuz alanları, akrabaları, bu kesimle diyalog, nasıl ulaşılabileceği, envanter çalışmaları…

Ekol oluşturdular, bunlarla uğraşıyorlar ya, bir gelişme oldu. Berber Hâdi fötr şapka giydi. Usta giydi ya, ekip şuradan buradan şapka sipariş ettiler. Fötr şapka giymeye başladılar. Halktan sorana yanıt yok. Giyen çoğalıyor. Şehrin fotoğrafçısı da giydi, bunların artistik pozlarını vitrine koydu. Diğer taraftan envanter çalışmaları ikmal safhasına geldi. Bilgiler kullanılmaya başladı. Referans ziyaret, talep, dilekçe derken, şu memur, şu bankacı, şu postacı, şu veznedar oluverdiler. Berber Hâdi’nin de KİT’lerden birisinin taşra teşkilatına tayini çıktı. Dükkan kapandı, müşteriler dağıldılar. Fötr şapka giyen de kalmadı.

Hâdi Bey oturmasını kalkmasını bilirdi. Giyimine dikkat ederdi. Doğu’da gittiği yerde lojmanı da oldu. Ağzı laf yapıyor ya lokalin aranan kişisi oldu. Neden sonra yıllık izne geldi, çevresi doldu. Görüştüler, hasret giderdiler. Laf lafı açtı, yeri geldi bir arkadaşı:

– Hâdi Bey, şimdi hakim, kaymakam da giymiyor, giyen de kalmadı. Sen hala fötr şapka giyiyorsun.

diye sormasın mı? Hemen cevap verdi;

– Ben de yüksek tahsilli olsam giymem. İlkokul mezunuyum işte… Siz şapkama karışmayın.

dedi… Kalan konulara geçtiler; memleket meselelerine daldılar, muhabbete devam ettiler.

….

müstecir: Kira karşılığında bir yeri tutan kimse, kiracı.

Reklamlar

2 Yanıt to “Ekol”

  1. […] Babamın Hikayeleri: Ekol Etiketler: Babamın hikayeleri, cami, İhsan Kelekçi, karakol, namaz, papak, şapka, soba, tutanak, zapt ………………………………………………………….. […]

  2. abidin said

    saygideger sevgili haci ihsan abi,hikayelerini firsat buldukca zevkle okuyorum.iyide oluyo, gecmis zamanla ilgili anilari daha oncede dinlediysemde babamdan falan sizinki daha hos ve guzel inanin okudukca sanki bende o yillari yasamis gibi oluyorum. bize degisik bir haz veriyor.degerli abicigim yazilarinin devamini diler saygi ile ellerinden oper saglik ve esenlikler dilerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: